Kriz Halinde Bölge:
Türkiye’yi küresel bir lojistik merkeze dönüştürmenin zorlukları

Kriz Halinde Bölge:

Türkiye’yi küresel bir lojistik merkeze dönüştürmenin zorlukları



Türkiye, 2053 vizyonunun bir parçası olarak “büyük bir lojistik güç” olma arzusunda. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 12 Nisan’da yaptığı açıklamalarda, ülkesinin küresel bir lojistik merkeze dönüşmesini garanti eden stratejik bileşenlere sahip olduğunu teyit etti. Erdoğan, “Ülkemizin merkezinde bulunduğu yükselen Avrupa-Asya-Afrika ticaret üçgeni bizim için özellikle ulaştırma alanında büyük fırsatlar barındırıyor.” dedi. Endüstriyel İstanbul Kanalı’nı kazmanın yanı sıra; Türkiye’nin ticaret bölgeleri kurmaya, altyapı yatırımlarına kapı açmaya devam ettiği bir dönemde, Ukrayna krizi, uluslararası şirketleri Türkiye pazarındaki faaliyetleri için alternatif fırsatlar aramaya yöneltti. Avrupa’daki enerji, arz ve gıda krizi, üretim ve tedarikte Çin, Hindistan ve Rusya gibi Asya ülkelerine bağımlı olan uluslararası şirketlerin Türkiye gibi daha yakın bölgelere yönelmesine de katkıda bulundu. 

Muhtemel fırsatlar 

Avrupa ve Orta Doğu’yu birbirine bağlayan Türkiye, küresel tedarik zincirlerindeki değişimlerden yararlanmak için teşviklerini ve lojistik çalışmalarını artırıyor.  Türkiye’nin 2053 yılına kadar küresel bir lojistik merkeze geçişi için fırsatlar sunabilecek pek çok uyaran olduğu söylenebilir. Bunlardan en öne çıkanları: 

1- Ukrayna krizinin tırmanması: Ukrayna krizi, Ankara’ya küresel bir lojistik merkez olma fırsatı sağladı. Batı’nın Ukrayna’ya askeri müdahalesi nedeniyle Rusya’ya uyguladığı yaptırımların ardından Rusya piyasasından çekilen birçok ABD’li ve Avrupalı ​​şirket, Türkiye pazarına büyük ilgi gösterdi. Bu durum, Amerikan Ticaret Odası Başkan Yardımcısı Myron Brilliant’ın 15 Mart’ta Amerikalı iş adamları eşliğinde Türkiye’ye yaptığı ziyarete de yansıdı. Söz konusu ziyaret, Rusya pazarından çekilip, Türkiye pazarına geçmeye hazırlanan Amerikan şirketlerine sağlayabileceği kolaylıkları görüşmek üzere Türk yetkililerle toplantı ve görüşmeler yapmak kapsamında gerçekleşti. 

Buna paralel olarak, bazı Avrupa şirketleri Rusya’daki faaliyetlerini durdurma ve alternatif ülkeler arama ve yatırımlarını devretme niyetlerini açıkladılar. Türkiye, bu şirketlerin önemli bir bölümünün zihninde yer alan yatırım destinasyonlarından biriydi. Başta Alman Daimler Kamyon Fabrikası, Norveçli Equinor ve İsveçli Volvo’nun yanı sıra Rusya ile ilişkilerini askıya alan birçok çok uluslu şirket de bulunuyor. 

2- Projeleri çeşitlendirme politikasını benimsemek: Altyapı alanındaki Türk projeleri, Türkiye’nin küresel bir lojistik merkez olma şansını artırdı. Örneğin 27 Mart 2021’de Türkiye, İstanbul Boğazı’na paralel olarak Marmara Denizi’ni Karadeniz’e bağlayacak 45 km uzunluğundaki İstanbul Kanalı projesini hayata geçireceğini duyurdu. Türkiye, kanalın, su yollarının haritasını değiştirebileceğine ve Türkiye’nin su geçişleri alanındaki konumunu güçlendirebileceğine inanıyor. Özellikle kanal Marmara Denizi’ni Karadeniz’e bağlayacak. 

Türkiye ayrıca son dönemde Libya ile kara ve deniz yollarının inşasını teklif etti; bu, Türkiye’nin ihracatını Afrika kıtasının derinliklerine taşımak için bir lojistik merkez kurarak transit ticaret için küresel bir merkeze dönüştürülmesini içeriyordu. Ayrıca 2021 yılında Türkiye, Azerbaycan, Türkmenistan, Gürcistan, Ukrayna, Özbekistan, Beyaz Rusya, Kazakistan ve Moldova ile anlaşmalar imzalamıştır. Söz konusu anlaşmalar, ticari ilişkileri geliştirmek ve deniz taşımacılığının tanıtımına katkıda bulunmak amacıyla yapıldı. Türkiye, havacılık alanında, ülkeyi hava trafiğinde küresel bir merkez haline getirmek için 173 ülke ile hava taşımacılığı sektöründe iş birliği anlaşmaları imzalamıştır. 

3- Yatırım yoğunluğuna odaklanması: Geçtiğimiz yıllarda Türkiye, özellikle karayolları, demiryolları, havaalanları ve limanlar sektörlerinde kendisini küresel bir lojistik merkez haline getirmeye katkıda bulunabilecek altyapı projelerine büyük finansal kaynaklar sağladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, 13 Nisan’da “Ulaştırma Vizyonu 2053″ün lansman töreninde yaptığı açıklamalarda şunları söyledi: “Türkiye’nin ise 2003 yılından 2021 yılı sonuna kadar 5 ana sektörde yaptığı 172 milyar dolarlık yatırımla bu konuda şimdiden oldukça mesafe kat etmiş bir ülke oldu.”

4- Büyük ülkelerde tedarik zincirlerinin bozulması: Ukrayna krizinin tırmanması, Kovid-19’un devam eden yansımalarının yanı sıra küresel düzeyde uluslararası güçlerin küresel tedarik zincirlerindeki düşüşte belirgin olan güçlü ekonomik yansımalara neden oldu. Örneğin Çin, Kovid-19’un yayılmasına karşı mücadelesinin bir parçası olarak diğer kentleri kapatmanın yanı sıra, kısa süre önce Şanghay’da (çok uluslu şirketlerin yaklaşık 831 merkezi olduğu için küresel ekonomik öneme sahip olan) bir dizi şirket kapatma kararı aldı. Son dönemde Ukrayna krizinin ağırlığı altında büyük ülkelerin tedarik zincirlerinde yaşanan çalkantı, başta Türkiye olmak üzere küresel ekonominin devlerinin rotalarının da yeni destinasyon arayışlarına kaymasına neden oldu. 

Bu bağlamda Türkiye, küresel bir lojistik merkez olarak konumunu güçlendirmek için pandeminin Çin üzerindeki olumsuz etkilerini ve Avrupa şirketlerinin Ukrayna krizinin yansımalarından aldığı zararı kendi lehine çevirmeye çalışıyor. Stratejik konum, yatırım ortamı, altyapı ve insan gücü gibi faktörler bunun gerçekleşmesi için elverişli bir zemin sağlamaktadır. Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch’in 25 Ekim’de yaptığı analizde, Asya başta olmak üzere Çin ve Rusya’ya güvenerek, özellikle kaliteli üretim ve büyük lojistik fırsatlara sahip olduğu için, küresel tedarik zincirlerinin dönüşümlerinden en fazla yararlanacak ülkenin Türkiye olduğunu vurguladı. 

Birçok Engel

Türkiye’nin önümüzdeki yıllarda küresel bir lojistik merkez olma şansının artması, birçok uluslararası şirket, Ukrayna krizi zemininde faaliyetlerini veya bir kısmını Türkiye’ye çekme olasılığını açıklaması ve Başta Çin olmak üzere Kovid-19’un yansımalarından büyük ekonomik güçlerin devam eden etkilerine rağmen; bu konuda Türkiye’nin hedeflerinin önünde duran ve aşağıdaki gibi ele alınabilecek birçok zorluk bulunmaktadır: 

1- Ekonomik krizin devam etmesi: Türk ekonomisi, değerinin %40’ından fazlasını kaybeden liranın değerindeki düşüşün devam ederek, daha da kötüleşen eşi görülmemiş bir ekonomik kriz yaşıyor. Kötü yaşam koşulları da toplumsal kırgınlığın artmasında önemli bir etkendi. Tüketici Fiyat Endeksi geçen aralık sonunda %36,1 ile 19 yılın en yüksek seviyesine yükseldi. Türkiye’nin döviz rezervlerinde de eşi benzeri görülmemiş bir düşüş yaşandı ve Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerine göre, geçen aralık ayı sonunda yabancı yatırımcıların Türkiye ekonomisine olan güvenindeki düşüşün yanı sıra 2002’den bu yana en düşük seviyesine ulaştı. 

2- Siyasi kutuplaşmanın kapsamının genişletilmesi: Yukarıdakilere paralel olarak, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile muhalefet partilerinden muhalifleri arasında karşılıklı kampanyaların devam etmesi ışığında, içeride siyasi kutuplaşma tırmanıyor. Özellikle iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi’nin 24 Mart’ta kabul etmesinden sonra, bir sonraki seçimde müttefiki Ulusal Hareket’in zaferini sağlamak için seçim barajını %10’dan %7’ye indiren bir yasa çıkardı. Burada, Birden çok parti arasındaki siyasi denklemin karmaşıklığı ve bir sonraki aşamaya ilişkin örtüşen hesapları ışığında kafası karışık görünen Türkiye siyaset sahnesi, Türkiye’nin gelecekte küresel bir lojistik merkeze dönüşme hedefi üzerinde bir yük oluşturmaktadır, Türkiye’deki iç tıkanıklık uluslararası şirketlerin endişelerini artırıyor ve birçok imkân ve niteliğine rağmen, küresel bir lojistik merkez olarak Türkiye’ye güvenme konusunda daha temkinli olmasını sağlıyor. 

3- Türkiye’nin çeşitli bölgesel krizlere müdahil olması: Ankara bazı bölgesel krizlerde önemli bir oyuncu haline geldi. Türkiye’nin bazı müdahaleleri söz konusu krizleri tırmandırarak, siyasi çözüme ulaşma çabalarının önüne geçti. Ayrıca, Avrupa ülkeleri üzerinde güçlü bir baskı oluşturmak için bu krizlerin bazı yansımalarından yararlanmaya çalıştı. Bu durum, bu krizlerin bazılarıyla mücadelede iki taraf arasındaki çok çeşitli farklılıklar nedeniyle, Avrupa ülkelerine yönelik mülteci akışlarına sınırlarını sürekli olarak açma tehdidinde ısrarında açıkça görülüyordu. Bu, nihayetinde bir lojistik merkeze ne kadar dönüşebileceğinin sınırlarını belirliyor. Avrupa ülkeleri, bir sonraki aşamada kendilerine sunulan seçenekler marjını genişletmeye çalışacaklar. Özellikle Rusya gibi, kendisine enerji tedarikini durdurmakla tehdit ederek üzerinde baskı uygulamaya devam eden büyük bir tedarik kaynağına bahse girmenin sonuçlarını fark ettikten sonra oldu. 

Savaştan Faydalanmak

Sonuç olarak, Türkiye’nin 2053 yılına kadar küresel bir lojistik merkeze dönüşmesinin önündeki zorluklara rağmen; Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu projeye ilişkin açıklamaları, Türkiye’deki Adalet ve Kalkınma partisinin son dönemdeki yaklaşımından ayrı tutulamaz. Bu yaklaşım, ekonomik bozulma durumunu örtbas etmek ve partinin geleneksel dengesindeki düşüşün 2023 ortalarında yapılması planlanan önemli seçimlerden önce üstesinden gelmek için büyük projelerin duyurulmasına dayanıyor. Ayrıca, Türkiye’yi şu anda bir lojistik merkeze dönüştürme önerisi, Ankara’nın başta Ukrayna krizi ve büyük ülkelerin küresel tedarik zincirlerindeki konumlarının düşmesine neden olan Kovid-19 salgını olmak üzere küresel krizlere yatırım yapma girişimi bağlamında geliyor.