Uzlaşma Çerçevesinin Genişletilmesi:
Türkiye ve Suriye arasında ilişkilerin düzelme olasılığı neden artıyor?

Uzlaşma Çerçevesinin Genişletilmesi:

Türkiye ve Suriye arasında ilişkilerin düzelme olasılığı neden artıyor?



Geçtiğimiz nisan ayının başında Türk yerel medyasına, iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kulislerinde, ulusal güvenlik ve Türkiye’nin çıkarları üzerinde hâlâ olumsuz yansımaları olan bir dizi konu üzerinde Suriye rejimiyle diyalog başlatılması konusunun konuşulduğu söylentileri yansıdı. Hükümete yakınlığı ile bilinen “Hürriyet” gazetesinde yer alan haberde, Moskova ile Kiev arasındaki arabuluculuk çalışmalarında Ankara’nın stratejik bir referans noktası haline gelmesinin yanı sıra; Ukrayna krizi ve Rusya’nın sahadaki gelişmelerle meşgul olması Şam ile ilişkilerin normalleşmesi veya en azından iki ülke arasındaki tansiyonun azaltılması için verimli bir ortam sağladığı bilgisi yer aldı. Türkiye’nin “sıfır sorun” politikasına yöneldiği ve bölge ülkeleriyle diyalog kanalları açtığı bir dönemde, Türk medyasında yer alan haberler, Türkiye-Suriye ilişkilerinde olası gelişmelerin olduğunun bir göstergesidir. 

Türk medyasına yansıyan iddialar, değişken ve iki yönlü bir Suriye politikası olduğunu gösteriyor. 7 Nisan’da Ankara ile Şam arasında gönderilen karşılıklı mesajlar iddiası, Suriye Dışişleri Bakanlığı tarafından yalanlanarak, Suriye topraklarındaki Türk varlığını işgal olarak nitelendirdi. İkinci eğilim ise Şam’ın bölge ülkeleriyle iyi ilişkiler kurmaya istekli olduğunu ve Türkiye ile sürekli istihbarat düzeyinde iş birliği içinde olduğu iddiası. Buna ek olarak, Suriye Dışişleri Bakanı geçtiğimiz şubat ayında ülkesinin Türk hükümetiyle ilişkilerini normalleştirmeye hazır olduğunu ancak, bazı şartları olduklarını ifade etmişti.

Önemli Dönüşümler

Türkiye’nin Suriye’deki etkisini güçlendirmek için Rusya’nın Ukrayna kriziyle meşguliyetini kendi lehine kullanmaya çalışmasının yanı sıra; Türkiye, yaklaşık 10 yıl önce Suriye’de protestoların patlak vermesinin ardından Suriye rejimini meşruiyetini tanımamasına rağmen, Türkiye’nin Suriye rejimi ile ilişkileri yeniden germek istemediği ve Esad rejimiyle arasındaki gerilimi aşmaya çalıştığına dair işaretler var. Bu, Erdoğan’ın, Şubat 2019’da yaptığı açıklamalarda açıkça görülüyordu: “Türkiye ile Suriye arasındaki dış politika istihbarat düzeyinde devam ediyor. Güvenlik servislerinin iletişimi siyasi liderlerin iletişiminden farklıdır.”

Buna paralel olarak Ağustos 2021’de Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, diplomatik ilişkilerin olmamasına rağmen Şam ile çeşitli konularda diplomatik müzakerelere atıfta bulundu. Çavuşoğlu’nun açıklamalarından önce Ocak 2020 yılında bir toplantı yapıldı. Rusya’nın başkenti Moskova’da, Ulusal Güvenlik Dairesi başkanı Ali Memluk ile Türk istihbaratı başkanı Hakan Fidan arasında 2011’den bu yana türünün ilk görüşmesi oldu. 

Öte yandan, 1998 yılında iki ülke arasında imzalanan “Adana Anlaşması”nı yeniden canlandırarak, Türkiye, Rusya’nın 2019 yılında Ankara ile Şam arasındaki ilişkileri yeniden düzenleme girişimlerine karşı esneklik gösterdi. Bu, bir yandan Suriye rejimine Türk kapısından “meşruiyet” verme, diğer yandan Türk rejiminin Suriye’deki Kürt emellerine ilişkin endişelerini giderme girişimi bağlamındadır.

Çeşitli Hususlar

Türk basınında, Ankara ile Esad rejimi arasındaki ilişkilerde bir atılım gerçekleştirme olasılığına ilişkin haberler, mevcut aşamada Türkiye’nin önceliği haline gelen bir dizi düşünceden ayrı tutulamaz. Bu durum aşağıdaki gibi ifade edilebilir: 

1- Mülteci krizinden kaynaklanan tehditlerin önlenmesi: Türkiye, Esad rejimiyle iletişimin Suriyeli mültecilerin güvenli dönüşünün sağlanması dahil birçok açıdan stratejik bir önceliğe sahip olduğunun farkında. Özellikle, bir yandan Türkiye ekonomisine büyük bir yük oluşturuyorlar. Türk muhalefetinin mülteci kartını iktidar partisinin politikalarına karşı bir baskı kartı olarak kullanmayı başardığını ve bu sayede cumhurbaşkanının geleneksel dengesinin bir kısmını kendi lehine geri çekmeyi başardığından bahsetmiyorum bile. Mülteci sorunu Erdoğan için büyük bir sorundur. Bazı değerlendirmelere göre Erdoğan mülteci sorununu çözemezse seçimi kaybedebilir. 

Mart ayı sonlarında Türk Göçmenlik Dairesi başkanına göre, yaklaşık yarım milyon mülteci Suriye’deki güvenli bölgelere geri dönerken, 3,7 milyon Suriyeli hala Türkiye’de. İlgili bir bağlamda, Şam ile ilişkilerin yumuşaması, Şam’a Suriye’nin toprak bütünlüğünü korumak için daha büyük bir şans verebilir ve Kuzey Suriye’deki Kürt özerklik sisteminin bozulmasının yanı sıra Kürdistan İşçi Örgütü’nün Suriye şubesinin Türkiye’ye baskı yapmak için bir güvenlik koridoru oluşturmasını engellemek için iyi bir fırsat sunuyor. 

2- Türkiye’nin bölge ülkeleriyle sorunlarının sıfırlanması: Türk basınında Esad rejimiyle ilişkilere ilişkin haberler, Türkiye’nin, Ankara’nın dış politika rotasında köklü değişiklikler yapma çabalarıyla örtüşüyor. Ön planda, Ankara’nın İsrail, BAE, Ermenistan ve Mısır’ın yanı sıra Suudi Arabistan’la ilişkilerinde Türk mahkemelerinin gazeteci Cemal Kaşıkçı davasını Suudi yargısına havale etmesiyle yaşanan dönüşüm var. Dolayısıyla, Ankara’nın Şam ile olan ilişkisindeki değişiklik, dış politikasının bölge ülkelerine yönelik yönelimindeki değişikliğinin bir parçasıdır.

3- Bölgesel siyasetin artan yansımaları: Türk basınında, Ankara ile Suriye rejimi arasındaki çekişmeli uzlaşının bir sonraki aşamada üstesinden gelme olasılığına ilişkin haberler, Ankara’nın bölgede meydana gelen değişikliklerin bölgedeki çıkarları ve etkisi üzerindeki yansımalarına ilişkin endişelerinden ayrı tutulamaz. Suriye rejiminin Arap çevresiyle ilişkilerinde yakınlaşmanın yanı sıra İsrail’in bölgedeki birçok ülkeyle ilişkilerinin normalleşmesinin ön planda olduğu görülüyor. Belki Türkiye, Suriye rejimi ile ilişkilerin kötü olmasının devam etmesinin bölgedeki Türk varlığını olumsuz etkileyebileceğini anlamıştır.

4- Ankara’yı Suriye’de yeniden konumlandırmak için Ukrayna krizini kullanmak: Türkiye, Suriye’de yeniden konumlanmak için Ukrayna krizine büyük yatırım yapmaya hevesli görünüyor. Özellikle Türkiye, Moskova ve İran’ın Suriye ile ilişkilerini düzeltmek için önceki fırsatların önündeki engel olduğuna dair bir Türk kanaati var. Bu bağlamda Türkiye, Şam’la “yeni bir başlangıç” gerçekleştirme veya en azından Rusya’nın Ukrayna ile meşgul olması ışığında Şam’la ilgili tartışmalı konuların bir kısmını aşma fırsatı görüyor.  Bu, Suriyeli mülteciler sorununun ve Kürdistan İşçi Partisi sorununun çözümüne katkıda bulunabilir.

5- Adalet ve Kalkınma Partisi’nin bir iç zafer elde etmesi: Türk basınında Suriye rejimiyle olası bir yakınlaşma ve önümüzdeki aşamalarda yakınlaşmanın pekiştirilmesiyle ilgili haberler, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kendi içinde bir zafer kazanmasını ve ülke içindeki muhaliflerini marjinalleştirmeyi amaçlıyor olabilir. Özellikle Türkiye’deki bazı muhalefet partilerinin Suriye rejimiyle normalleşmenin önemine yönelik artan çağrıları ışığında oldu. 

Zorlu Engeller

Sonuç olarak, Mevcut aşamada Türk dış politikası, bölgede birkaç yıldır ilişkilerinin kötü olduğu ülkelerle sorunları sıfırlamaya yönelik, Şam ile ilişkilerin normalleştirilmesi veya en azından istihbarat ve siyasi anlayış alanlarının güçlendirilmesi için potansiyel fırsatlar için kapı araladığı söylenebilir. Ankara’yı Suriye rejimiyle düşmanlık durumunu azaltmaya iten bölgesel gelişmelere ve çıkar güdülerine rağmen, Ankara ile Şam arasındaki ilişkilerde büyük bir atılım gerçekleştirmenin önünde duran zorluklar var. Ankara’nın Esad’ın meşruiyetini tanımayı reddettiği ve Suriye topraklarında askeri varlığını sürdürmekte ısrar ettiği bir zamanda; Şam, uluslararası hukuka, ikili anlaşmalara ve iyi komşuluk ilkesine saygı gösterilmesinin önemi konusunda Türkiye’ye yönelik taleplerinde hala kararlıdır. Şam’ın, Türkiye’den güçlerini Suriye’den çekmesi ve Suriye Ulusal Ordusu’na ve Şam’ın “terörist” olarak sınıflandırdığı Suriyeli gruplara desteğini kesmesi yönündeki taleplerinden geri adım atmayacağından bahsetmiyorum bile.