Normalleşmenin Güçlendirmesi:
Türkiye, Fransa’nın AB dönem başkanlığını nasıl karşılayacak?

Normalleşmenin Güçlendirmesi:

Türkiye, Fransa’nın AB dönem başkanlığını nasıl karşılayacak?



Paris’in 1 Ocak 2019’da Avrupa Birliği (AB) dönem başkanlığını devralmasının ardından içinde bulunduğumuz aşamada Türk-Fransız ilişkileri bazı potansiyel riskler yaşıyor. Bu risklerin başında, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un 8 Ocak’ta ülkesinin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi politikasının Avrupa değerleriyle çelişmesi nedeniyle Türkiye’nin Avrupa üyeliğine katılmayı reddettiğini açıklaması yer alıyor. Macron ayrıca Türk mevkidaşının politikalarını birçok coğrafi noktada İslam’ın yaygınlaşmasına katkıda bulunmakla suçladı. Birliğin mevcut oturumu için Paris Başkanlığı, başta Avrupa ülkeleri olmak üzere birçok NATO ülkesinin Türkiye’ye silah satışını yasaklama eğilimiyle örtüşüyor. Aynı zamanda, Türk Savunma Sanayii Teşkilatı’na savunma bileşenleri tedarikinin durdurulmasıyla da örtüşmektedir. 

Bu bağlamda, önümüzdeki altı ay boyunca Fransa’nın Avrupa Birliği Başkanlığı genel olarak Türkiye-Avrupa ilişkilerine ve özel olarak Avrupa Birliği’ne katılım yollarına olası yansımaları olabilir. Fransa, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki muhalifleri Yunanistan ve Kıbrıs ile ekonomik ve askeri ilişkilerini güçlendirme çabasına paralel olarak, Avrupa çıkarlarıyla çatışan Türk uygulamalarına karşı birleşik Avrupa politikaları oluşturmaya kararlı görünüyor. 

Ankara’nın kendisini Avrupa politikalarının bir parçası olarak tanımlama ve tartışmalı konularda Birlik ile gerilimi düşürme yolunda ilerleme konusundaki istekliliğine rağmen, bu, Avrupa Birliği’nin Fransa başkanlığının bir yanda Ankara ve Paris, diğer yanda Ankara ve Avrupa Birliği arasında derinleşen farklılıklara yol açabileceğini inkar etmez. 

Farklı Göstergeler

Fransa’nın uluslararası konumunu ve rolünü güçlendirme çabasının bir parçası olarak Fransa, son aylarda Doğu Akdeniz, Suriye krizi ve Libya’daki müdahalesinin tırmanışa geçmesi ışığında Avrupa Birliği başkanlığını dikkat çekici bir şekilde üstlendi. Türkiye ile Avrupa çevresi arasındaki ilişkinin gerçekliğine ve geleceğine olumsuz yansıyabilir. Bu, en belirginleri aşağıdakiler olmak üzere çeşitli göstergelerde açıkça görülmektedir: 

1- Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dini yönelimine yönelik eleştiri: Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un 7 Ocak’taki açıklamaları bir dizi sorunlu konuyu gündeme getirdi. Bu açıklamalar, Türkiye’nin saldırgan bir politika izlemesi nedeniyle Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne katılmasını reddetmesi ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Avrupa değerleriyle bağdaşmayan siyasi İslam’ı yaygınlaştırmaya yönelik bir projeyi hayata geçirme çabaları hakkındaydı. Belki de Paris ile Ankara arasındaki siyasi çatışmayı yeniden gündeme getirdi ve Paris’in Osmanlı İmparatorluğu’nu yeniden canlandırma projesi olarak adlandırdığı şeyi kuşatma konusundaki ısrarını doğruladı. Macron, Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ilişki kurma konusundaki istekliliğini belirterek bu söylemin ciddiyetini yumuşatmaya çalışmasına rağmen, konuşma, Hıristiyan Avrupa ile İslam ülkesi olan Türkiye arasındaki kimlik çatışmasının derinliğini ortaya koydu. 

2- Yasadışı göç akışlarını kontrol etmesi: Yasadışı göç dosyası, Paris’i Türkiye ile ilişkileri yeniden düzenlemeye itebilecek en önemli sebeplerden biri sayılıyor. Türkiye, mülteci krizini Avrupa ile bazı tartışmalı sorunları çözmek için bir kart olarak kullandığı için hala Avrupa ve Fransız eleştirilerine maruz kalıyor. Fransız açıklamaları, Paris’in bu dosyayla ilgili yeni bir politika benimseyebileceğini ortaya koydu ve bu, Fransız Parlamento İşleri Bakanı “Marc Veneau”nun 7 Ocak’ta Ulusal Meclis önünde yaptığı duyuruda ortaya çıktı. Avrupa Birliği dönem başkanlığını yeni devralan ülkesinin, göçmen akınına karşı koymak için Birliğin dış sınırlarındaki önlemleri derin bir reform yoluyla güçlendirmeyi umduğunu açıkladı.

Parlamento ile ilişkileri yönetmekle görevli Bakanın açıklamalarına göre Paris’in, sınırlarda mültecilerin kimliklerinin tespitine olanak sağlayan “zorunlu filtreleme” süreçlerinin kurulmasını da içeren yeni bir anlaşmanın inşasına geçmesi ve bir göçmenin kayıtlı olduğu ilk ülkeyi, ondan sorumlu ülkeyi yapan “Dublin Uzlaşması”ndaki boşluklara son verme yolunda ilerlemesi bekleniyor. Bu nedenle Paris, Birliğin sinirlerini bozmaya devam eden ve ülkeleri istikrarsızlaştıran mülteci ve göçmen krizini çözmesini Türkiye’ye istinaden, birliğe şantaj yapmak isteyen ülkelerle kararlı bir yüzleşme karşılığında, İtalya veya Yunanistan gibi birinci sıradaki ülkelerle dayanışmayı gerçekleştirmesi gerektiğine inanıyor. 

3- Fransız-Alman koordinasyon alanının artırılması: Paris, özellikle Merkel sonrası dönemde Avrupa Birliği’nin esnekliğini ve uyumunu artırmak için Almanya ile koordinasyon alanlarını artırmaya ve bazı partileri Türkiye’ye karşı olumsuz eğilimlere sahip yeni bir hükümetin gelişine gidiyor. Yeni Alman hükümeti, Türkiye’nin Avrupa çıkarlarını gözetme taahhüdünün ve Türkiye’nin üye olduğu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de dahil olmak üzere bir dizi Avrupa kurumunu düzenleyen anayasal kurallara bağlılığının gerekliliği konusunda Paris ile kesişiyor. Bir başka bağlamda, Fransa’nın cumhurbaşkanlığı altındaki birlik ve Almanya ile koordinasyon eğilimi, göçmenlik ve iltica başta olmak üzere tartışmalı konular ve çetrefilli dosyalar konusunda Ankara’ya baskı uygulayacak gibi görünüyor. 

4- Doğu Akdeniz’de Türk etkisi ile yüzleşmek: Türkiye’nin enerji rezervlerini keşfetme hamleleri nedeniyle Doğu Akdeniz’de gerilim tırmanmaya devam ederken AB’nin mevcut oturumunun başkanlığı sırasında Fransa, Türkiye’nin Akdeniz havzasındaki hareketlerine karşı ortak bir Avrupa pozisyonu oluşturmaya çalışan kolektif bir yaklaşımı benimsemeye çalışabilir. Özellikle Türkiye, Paris açısından Birliğe üye olan Yunanistan’ın kıyılarından yasadışı yollardan hareket ediyor. Paris’in önümüzdeki dönemde Türk uygulamaları üzerindeki baskıyı artırma eğiliminde olması ve Türkiye’nin yasa dışı hamleleri karşısında Avrupa’nın G. Kıbrıs ve Yunanistan’ı destekleyen pozisyonlarını harekete geçirmesi de bekleniyor. Paris’in önümüzdeki dönemde Türk uygulamaları üzerindeki baskıyı artırma eğiliminde olması ve Türkiye’nin yasa dışı hamleleri karşısında Avrupa’nın G. Kıbrıs ve Yunanistan’ı destekleyen pozisyonlarını harekete geçirmesi de bekleniyor. 

Paris geçen Eylül ayında Atina ile Ankara’yı kızdıran bir stratejik ortaklık anlaşması imzaladı. Anlaşma, dış politika, ortak eğitim, teknik ve istihbarat uzmanlığı değişimi ve ortak savunma üretim projeleri gibi birçok konuyu içeriyordu. Bu anlaşmanın en belirgin özelliği, herhangi bir ülkeye saldırı olması durumunda iki ülke arasında “ortak savunma” alanında iş birliğidir. 

Bu nedenle, Başkan Macron’un pragmatik dış politikası, Avrupa Birliği’nin şu anki oturumundaki başkanlığının, Avrupa’nın Doğu Akdeniz bölgesindeki çıkarlara yönelik tutumunu yeniden formüle etmek için bir fırsat olduğunu fark ediyor. Bu bölgenin genel olarak Avrupa için ve özellikle de başkanlığını Türkiye’nin nüfuzunu kuşatmak için yatırmaya bahse giren Fransa için bir öncelik haline geldiğinden bahsetmiyorum bile. 

İlişkilerin Nemlenmesi

Avrupa Birliği, ekonomik krizin tırmanması ve Türk lirasının kurundaki bozulma ışığında Türkiye için stratejik öneme sahip oluyor. Türk dış politikasının gerilimi azaltmayı ve rakiplerle ilişkileri düzeltmeyi amaçlayan yeni yönleri, radikal değişikliklere veya somut pratik sonuçlara yol açmadı. İçeride sert bir gerileme yaşayan Türk rejimi de dış ilişkilerini yumuşatmaya, uluslararası ve bölgesel çevresiyle bir açıklık politikası oluşturmaya çalışıyor. Bu, gelecek yıl için planlanan seçim sürecinden önce harici bir zafer elde etmek için olacak. 

Bu nedenle, Fransa cumhurbaşkanlığı döneminde Birliğin olası olumsuz politikalarına karşı taviz vermeye çalışması beklenmektedir. Bu, Ankara’nın Birlik içindeki dostları, özellikle İspanya ile olan siyasi ilişkilerinin kapsamını genişleterek oluyor. Geçen Kasım ayında İspanya Başbakanı, Türkiye ile İspanya arasındaki yedinci zirveye katıldıktan sonra, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne katılımının hem Birlik hem de Türkiye için büyük önem taşıdığını vurguladı. İspanya başbakanı, “Avrupa’yı çevreleyen bölgeler Türkiye’nin birliğe üyeliğinden yararlanacak.” dedi. Ankara son zamanlarda Madrid ile askeri ilişkilerini güçlendirme yöneldi.  Geçen Kasım ayında Türkiye Cumhurbaşkanı, ülkesinin geçtiğimiz ağustos ayında Ege Denizi’nde ortak askeri tatbikatlar yapan iki ülkenin yanı sıra İspanya ile bir uçak gemisi inşa ettiğini duyurdu. 

Buna paralel olarak Ankara, Yunanistan ile mutabakat alanlarını güçlendirmeye çalışıyor. Bu, Türkiye Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın 7 Ocak’ta yaptığı açıklamalarla da doğrulandı. Akar, “Türkiye, NATO üyesi olan komşusu Yunanistan ile aralarındaki anlaşmazlığı diyalog yoluyla çözmek ve Ege Denizi’ni ‘dostluk denizi’ne dönüştürmek istiyor” dedi. 

Öte yandan, içinde bulunduğu ekonomik krizin ve içinde bulunduğumuz aşamada yabancı yatırım ihtiyacının kapsamında Ankara, Avrupa Birliği’ne öncülük eden Fransa cumhurbaşkanının zaman zaman Türkiye’deki iktidar rejimine karşı yaptığı açıklamalara susarak Veya Paris ile denizcilik ortamına girmeden Türkiye’nin yüzünü kurtaran yumuşak diplomasi ile yanıt vererek Paris ile ilişkileri yumuşatma Paris ile ilişkileri yumuşatma eğiliminde olabilir. Bu da nihayetinde Türkiye’nin, Türkiye’nin siyasi derinliğini temsil eden ve Türk ihracatı için en önemli pazar olan birlik ile ilişkisini güvence altına almaya çalıştığını gösteriyor. 

Olumsuz Dönüşler

Sonuç olarak, Avrupa Birliği’nin Fransa dönem başkanlığının Türkiye’ye olumsuz yansımalarının olabileceği söylenebilir. Bu, bir yanda Ankara ile Avrupa Birliği arasında devam eden tartışmalı meseleler ve diğer yanda geçen yıl Erdoğan ile Fransız mevkidaşı arasında tartışma noktasına ulaşan Paris ve Ankara arasındaki gerilimin tırmanması ışığında oldu. Bununla birlikte Ankara, Fransa ile çözülmemiş sorunları çözmeye ve Birlik ile zor sorunlar üzerindeki gerilimi kontrol etmeye yönelebilir. Özellikle Türkiye bir dizi karmaşık siyasi ve ekonomik krizden karşında oldu. Bu krizler, Türkiye’nin, Fransa’nın Avrupa Birliği dönem başkanlığının şu anki oturumunda kendisine karşı uygulanabilecek olası düşmanca eğilimlerle sert bir şekilde başa çıkmasını engelleyebilir.